Sıkıntılı zaman esintilerim
28 11 2007Başlık garip ama sanırım “cuk” oturuyor. Biraz canım sıkkın bu aralar. Ne yapayım diye düşünürken daha önceleri bu çeşit sıkıntılı zamanlarımda vakit öldürmek için yaptığım birkaç şeyi buraya taşımaya karar verdim.
Tamam, biliyorum saçma. Ama dedim ya canım sıkkın.
İlki duvar saatim. Artık çoğumuzun evinde işlevsiz olan baca deliğini değerlendirdim. Tam da yatağımın karşısında ve sabah uyandığımda gördüğüm ilk yerde olduğu için kullanışlı oldu. Bundan önceki saatimi de kendim yapmıştım. Onda da rakam kullanmıyordum. O yüzden bir eksiklik hissetmedim.
Bahsi geçmişken şu da önceki duvar saatim;
Bir diğer sanat ötesi çalışmam ise aydınlatmam. Yapı markette satılan ağaç görünümlü polyester dekorasyon malzemesi ve urganla hazırlayıp içine de 2 adet 9 watt’lık tasarruflu ampul koyarak gerçekledim bunu da. Anlatımdan çok karizma bişeymiş hissi vermiş olabilir. Hiç de değil
Şöyle birşey;
Sırada sıkıntının duvarımdaki yansıması var. Bildiğimiz yapışkanlı kaplama kağıdına sprey boya ile girişmem sonucu elde ettiğim karelerden oluşturduğum dama tahtası benzeri desen. Aslında işe ilk giriştiğimde tavan dahil tüm duvarları kaplamayı düşündüm fakat yine tembelliğime yenik düştüm.
Biraz da eskilerden örneklerim var sırada. Yaklaşık 9~10 yıl önce aldığım ilk bilgisayarımın artık olmayan kasası üzerinde gerçekleştirdiğim acımasız operasyonların sonuçları geliyor şimdi de.
Aslında çok ama çok daha korkunç olan fotoğrafı buraya koymayacağım. Türkiye buna hazır değil. Sadece birazcık bahsedebilirim. Zavallı kasa; normalde önü olan kısmı yanı, normalde yanı olan kısmı da önü olacak şekilde tarafımdan epeyce zorlanmıştı. Bu cümleden birşey anlayabilene helal olsun. Kısacası kasanın yanını, önü yaptım efendim. Cd ve disket sürücüleri, hard disc, power supply, fanlar ve butonlar artık yana (yani benim için yeni ön kısma) bakıyordu. Bu görüntüyü içi kaldıramayıp fenalaşanlar olabileceği için koymaktan vazgeçtim. Tabi hal böyle olunca boşa çıkan kasa kapağını da değerlendirmek gerekti. O sıralar (sanırım) yeni çıkmış olan “Bir” albümünün logosunu yine sprey vasıtasıyla aktarıverdim kasa kapağına. O da şu şekilde efendim,
Yine eskilerden, artık olmayan bir esintide sıra. Zamanında (Metallica dinlediğimiz zamanlar) duvarımıza yine sprey boya marifetiyle işlediğimiz logo. Kusursuz değil, ilk zamanlarımız tabi. Boya biraz dağılmış
Ne zaman yaptığımı hatırlamadığım ama epey uğraştığımı çok iyi hatırladığım bir diğer çalışma da, başlangıça bu kadar büyük olmasını beklemediğim tablomsu. Yapımında, yukarıda bahsi geçen kaplama kağıtlarından kullanmıştım. Sepultura logosunu printerdan çıkardıktan sonra A4′leri birleştirip kemik parçalarının kalıplarını çıkardım ilk önce. Ardından bu kalıpları kullanarak aynı ölçülerde kaplama kağıtlarını hazırladım. Bulmak için epeyce yol katedip, marangozların garip bakışları altında ezildiğim, üzeri pütürlü beyaz renkli sunta malzeme üzerine itina ile yapıştırdıktan sonra bu yola beraber baş koyduğum ve her projemde yanımda olan sprey boya ile tekrar giriştim işe. Kuruduktan sonra kaplama kağıtlarını çıkardığım zamanki sonuç ise şu şekilde;
Şu anda dolabımın arkasında duruyor. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. O kadar emek vermişim. Ne bileyim, belki de bir Sepultura hayranına falan hediye ederim. Zaten benim bir hayranlığım yok kendilerine. Logo hoşuma gittiği için yaptım. Amca~teyze tayfası önce ne olduğunu anlayamayıp, S harfi olduğunu söylememle beni “satanik” olarak epeyce itham etmişlerdir bunun sayesinde. Olsun, kuşaklarımız uymuyor, ve ne yazık ki biz elimizden geleni yapmamıza rağmen onlar nedense orta yola biraz olsun yaklaşmaya karşı çıkıyorlar.
Şimdilik hatırlayabildiklerim ve de elimde belgeleri olan “sıkıntılı zaman esintilerim” bunlar. Yapım ve yayımda emeği geçen kendime ve fahiş sprey boya fiyatlarıyla yanımda olan Marshall’a teşekkürler. Oh rahatladım biraz.




Bu ‘dehşetengiz’ çalışmaları görünce birden sanat namına ne kadar yoksun olduğumu fark ettim. Ayrıca canım sıkıldığında neden böyle şeyler yapma niyeti içerisine girmediğimi iyiden iyiye irdeledim, üretmek güzel bir şey
[...] 11 12 2007 Alacağınız olsun. Nazar mı deydirdiniz naptınız? Şu yazımda bahsettiğim objelere bi’şeyler olmaya [...]